بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
sana sorarlarThey ask youganimetlerdenaboutganimetlerthe spoils of warde kiSayganimetlerThe spoils of warAllah'ındır(are) for Allahve Elçi(si)nindirand the MessengerkorkunSo fearAllah'tanAllahve düzeltinand set righthali;thataranızdaki(which is) between youita'at edinand obeyAllah'aAllahve Elçisineand His Messengereğerifsiz (gerçekten) isenizyou areinananlarbelievers
🇹🇷 8:1 Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.
gerçektenOnlyMü'minlerthe believerso kimselerdir ki(are) those whozamanwhenanıldığıis mentionedAllahAllahürperirfeel fearyürekleritheir heartsve zamanand whenokunduğuare recitedkendilerineto themO'nun ayetleriHis Versesartırırthey increase themimanlarını(in) faithveand uponRablerinetheir Lordtevekkül ederlerthey put their trust
🇹🇷 8:2 Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
onlar kiThose whokılarlarestablishnamazlarınıthe prayerve verdiğimiz rızıktanand out of whatonları rızıklandırdıkWe have provided them(Allah için) harcarlarthey spend
🇹🇷 8:3 Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.
işteThose onlardırthey aremü'minlerthe believersgerçek(in) truthonlara vardırFor themdereceler(are) rankskatındawithRablerinintheir Lordve bağışlanmaand forgivenessve rızıkand a provisiontükenmeznoble
🇹🇷 8:4 İşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır.
nitekimAsseni çıkardığı zamanbrought you outRabbinyour Lordevindenfromyurdunuzyour homehak uğrunain truthgerçekten dewhile indeedbir kısmıa partymü'minlerdenamongmüminlerthe believersbundan hoşlanmıyorducertainly disliked
🇹🇷 8:5 Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.
seninle tartışıyorlardıThey dispute with youdairconcerninghakkathe truthsonraafter whatortaya çıktıktanwas made cleargibias ifsürülüyorlarmışthey were drivenölümetoölüm[the] deathve onlarwhile theygözleri göre göre(were) looking
🇹🇷 8:6 Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.
o zamanAnd whensize va'dediyordupromised youAllahAllahbirininoneiki topluluktan(of) the two groups muhakkakthat it (would be)sizin olduğunufor you siz de istiyordunuzand you wishedgerçektenthathali(one) other thanşuthatkuvvetsiz olanın(of) the armedolmasınıwould besizinfor youoysa istiyorduBut intendedAllahAllahgerçekleştirmektohaklı çıkarırlarjustifyhakkıthe truthsözleriyleby His wordsve kesmekand cut offardını(the) rootskafirlerin(of) the disbelievers
🇹🇷 8:7 İşte o zaman Allah size iki taifeden (kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun. Halbuki Allah, âyetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kâfirlerinarkasını kesmek istiyordu.
ta ki gerçekleştirsinThat He might justifyhakkıthe truthve ortadan kaldırsınand prove falsebatılıthe falsehoodşayeteven ifistemese (bile)disliked (it)suçlularthe criminals
🇹🇷 8:8 Ki, hakkın hak olduğunu tanıtsın ve batılı büsbütün yok etsin, varsın o günahkârlar istemesin.
haniWhensiz yardım istiyordunuzyou were seeking helpRabbinizden(of) your Lordkarşılık vermiştiand He answeredsize[to] youşüphesiz benIndeed, I amsize yardım edeceğimgoing to reinforce youbinwith a thousandileofmeleklerthe Angelsbirbiri ardıncaone after another
🇹🇷 8:9 O vakit siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: "Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum" diye duanızı kabul buyurmuştu.
veAnd notbunu yapmadı(it was) madeAllah(by) Allahancak (yaptı)butmüjde olsun diyegood tidingsve yatışsın diyeand so that might be at restbununlawith itkalbinizyour heartsve yokturAnd (there is) noyardım[the] victorybaşkacaexceptkatındanfrom[-in][of]AllahAllahşüphesizIndeedAllahAllahdaima üstün(is) All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 8:10 Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
O zamanWhensizi bürüyorduHe covered youhafif bir uykuwith [the] slumberbir güven olmak üzerea securityO'ndan (Allah'tan)from Himve indiriyorduand sent downüzerinizeupon yougöktenfromgökthe skybir suwatersizi temizlemek içinso that He may purify youonunlawith itve gidermek içinand take awaysizdenfrom youpisliğinievil (suggestions)şeytanın(of) the Shaitaanve (birbirine) bağlamak içinAnd to strengthenüzerini[on]kalblerinizinyour heartsve pekiştirmek içinand make firmonunlawith itayakları(nızı)your feet
🇹🇷 8:11 O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.
haniWhenvahyediyorduinspiredRabbinyour Lordmelekleretomeleklerthe Angelsşüphesiz benI amsizinle beraberimwith yousiz pekiştirinso strengthenkimselerithose whoinananlarıbelievedben salacağımI will castiçineinyüreklerine(the) heartskimselerin(of) those whoinkar edenlerindisbelieved korkuthe terrorvurunso strikeüstüneaboveboyunların(ın)the necksve vurunand strikeonlarınfrom themhereveryparmağınafingertip[s]
🇹🇷 8:12 İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun".
böyle (olacak)Thatçünkü onlar(is) because theykarşı geldileropposedAllah'aAllahve Elçisineand His MessengerkimAnd whoeverkarşı gelirseopposesAllah'aAllahve Elçisineand His Messengermuhakkak kithen indeedAllah'ınAllahçetin olur(is) severecezasıin [the] penalty
🇹🇷 8:13 Çünkü onlar Allah'a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı çok çetindir.
işte sizThat şimdi tadın onuSo taste itve şüphesizAnd thatkafirler için vardırfor the disbelieversazabı(is the) punishmentateş(of) the Fire
🇹🇷 8:14 İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardır.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believene zaman kiWhenkarşılaşırsanızyou meetkimselerlethose whoinkar edenlerledisbelievetoplu haldeadvancingaslathen (do) notonlara döndürmeyinturn to themarkalar(ınız)ıthe backs
🇹🇷 8:15 Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).
ve kimAnd whoeverdöner(kaçar)saturns to themo günthat dayarkasınıhis backdışındaexceptbir tarafa çekilmek(as) a strategysavaşmak içinof warya daorkatılmak(to) join(başka) bir birliğetobir grupa groupmuhakkakcertainlyuğrar(he has) incurredbir gazabawrathAllahtanofAllahAllahve onun yeriand his abodecehennemdir(is) Hellve o ne kötüa wretchedvarılacak bir yerdirdestination
🇹🇷 8:16 Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir.
onları siz öldürmedinizAnd notonları öldürürsünüzyou kill themfakatbutAllahAllahonları öldürdükilled themsen atmadınAnd notattınyou threwzamanwhenattığınyou threwfakatbutAllahAllahattıthrewsınamak içinand that He may testMü'minlerithe believerskendindenfrom Himbir imtihanla(with) a trialgüzelgooddoğrusuIndeedAllahAllahişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 8:17 Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir.
işte size böyle yaptıThat (is the case)çünküand thatAllahAllah (is)zayıflatırone who makes weaktuzağını(the) plankafirlerin(of) the disbelievers
🇹🇷 8:18 Gördünüz ya, Allah, kâfirlerin kurduğu tuzağı işte böyle boşa çıkarır.
eğerIffetih istiyorsanızyou ask for victoryiştethen certainlysize geldihas come to youfetihthe victoryeğerAnd ifvazgeçersenizyou desistbuthen it (is)iyidirgoodsizin içinfor youama yinebut ifdönersenizyou returnbiz de dönerizWe will return (too)sağlayamazAnd neverfayda verirwill availsizeyoutopluluğunuzyour forceshiçbir şey (yarar)anythingşayeteven ifçok da olsa(they are) numerousçünküAnd thatAllahAllahberaberdir(is) withinananlarlathe believers
🇹🇷 8:19 Fetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir, eğer aşırı gitmez de son verirseniz, hakkınızda daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz, biz de döneriz. O vakit askeriniz çok da olsa size hiç bir şekilde fayda vermez. İyi biliniz ki, Allah müminlerle beraberdir.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believeita'at edinObeyAllah'aAllahve Elçisineand His Messengerve aslaAnd (do) notdönmeyinturn awayondanfrom himve sizwhile youişittiğiniz haldehear
🇹🇷 8:20 Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!
ve aslaAnd (do) notolmayınbegibilike those whodiyenlersayişittikWe heardve onlarwhile theyişitmedikleri halde(do) notişitirlerhear
🇹🇷 8:21 Ve işitmedikleri halde "işittik" diyenler gibi olmayın!
şüphesizIndeeden kötüsüworstcanlıların(of) the living creatureskatındanearAllahAllahsağırlar(are) the deafve dilsizlerdirthe dumb onlar kithose whodüşünmezler(do) notakıl ederleruse (their) intellect
🇹🇷 8:22 Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
şayetAnd ifbilseydi(had) knownAllahAllahonlarda vardırin thembir iyilikany goodelbette onlara işittirirdisurely, He (would) have made them hearşayetAnd ifonlara işittirseydi deHe had made them hearyine dönerlerdisurely they would have turned awayonlarwhile theyaldırmayarak(were) averse
🇹🇷 8:23 Allah onlarda hayır görseydi onlara işittirirdi, işittirseydi yine de aldırmaz arka dönerlerdi.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believeçağrısına koşunRespondAllah'ınto Allahve Elçisininand His Messengerzamanwhensizi çağırdığıhe calls youşeylereto whatsizi yaşatacakgives you lifeve bilin kiAnd knowmuhakkakthatAllahAllahgirercomesarasına(in) betweenkişi ilea manonun kalbiand his heartve sizand thatO'nun huzurunato Himtoplanacaksınızyou will be gathered
🇹🇷 8:24 Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.
sakınınAnd fearfitnedena trialerişmekle kalmaznotisabet edecekwhich will afflictkimselerethose whohaksızlık edenleredo wrongaranızdanamong youyalnızcaexclusivelybilin kiAnd knowmuhakkakthatAllah'ınAllahçetindir(is) severeazabı(in) the penalty
🇹🇷 8:25 Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.
düşünün kiAnd rememberbir zamanwhensizyouaz idiniz(were) fewhırpalanıyordunuz(and) deemed weakyeryüzündeinyeryüzüthe earthkorkuyordunuzfearingsizi kapıp götürmesindenthatseni yok edeceklermight do away with youinsanlarınthe men(Allah) sizi barındırdıthen He sheltered youve sizi desteklediand strengthened youyardımıylewith His helpve sizi beslediand provided yougüzel şeylerleoftemiz şeylerthe good thingsbelkiso that you mayşükredersiniz(be) thankful
🇹🇷 8:26 Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believehiyanet etmeyin(Do) nothainlik ederlerbetrayAllah'aAllahve Elçisineand the Messengerhiyanet ederekor betrayemanetlerinizeyour trustsve sizwhile youbildiğiniz haldeknow
🇹🇷 8:27 Ey iman edenler! Allah'a ve Resul'e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.
ve bilin kiAnd knowşüphesizthatmallarınızyour wealthve çocuklarınızand your childrenbirer fitne(sınav)dır(are) a trialve süphesizAnd thatAllah('a gelince)Allah o'nun yanındadırwith Himmükafat(is) a rewardbüyükgreat
🇹🇷 8:28 Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeeğerIfkorkarsanızyou fearAllah'tanAllahO verirHe will grantsizeyouiyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayışa criterionve örterand will removesizinfrom youkötülükleriniziyour evil deedsve bağışlarand forgivesiziyouAllahAnd Allahsahibidir(is) the Possessorlutuf(of) Bountybüyükthe Great
🇹🇷 8:29 Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
ve haniAnd whentuzak kuruyorlardıplottedsanaagainst youkimselerthose whoinkar edenlerdisbelievedseni tutup bağlamaları içinthat they restrain youveyaoröldürmeleri içinkill youya daorsürmeleri içindrive you outonlar tuzak kurarlarkenAnd they were planningtuzak kuruyorduand (also) was planningAllah daAllahAllahAnd Allahen iyisidiris (the) Besttuzak kuranların(of) the Planners
🇹🇷 8:30 Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar.
zamanAnd whenokunduğuare recitedonlarato themayetlerimizOur Versesdedilerthey saymuhakkakVerilyİşittikwe have heardşayetifistesekwe wishbiz de söylerizsurely, we could saygibisinilikebununthisbuNotbu muis thisancakbutmasallarındandırtalesevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 8:31 Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı.
ve haniAnd whendemişlerdithey saidAllah'ımO AllaheğerIfisewasbuthis(kişi)[it]bir gerçekthe truthsenin yanından gelmiş[of]Sendenfrom Youyağdırthen (send) rainbaşımızaupon ustaş(of) stonesgöktenfromgökthe skyyahutorbize getirbring (upon) usbir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 8:32 Bir vakit de, "Ey Allah, eğer bu Senin katından gelmiş bir hak kitap ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar yağdır veya bize daha acı bir azap ver" demişlerdi.
oysaBut notdeğildiisAllah(for) Allahonlara azab edecekthat He punishes themve senwhile youonların içinde bulundukça(are) among themveand notdeğildiisAllahAllahonlara azab edecekthe One Who punishes themve onlarwhile theyistiğfar ederlerkenseek forgiveness
🇹🇷 8:33 Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir.
nedenBut whatonlara(is) for themazabetmesin?that notonları cezalandırması(should) punish themAllahAllahonlarwhile theygeri çevirdiklerihinder (people)Mescid-ifromMescidAl-MasjidharamdanAl-Haraamvewhile notolmadıkları haldethey areonun velisiits guardiansonun velileriNot (can be)bekçileriits guardianssadeceexceptkorunanlardırthe ones who fear Allahfakatbutçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 8:34 Şimdi ise Allah'ın kendilerine azab etmemesi için neleri var ki? Oysa Mescidi Haram'dan menediyorlar. Üstelik onun hizmetine ehil kişiler de değiller. Çünkü onun hizmetine ehil olanlar ancak müttakilerdir. Lâkin çoğu bunu bilmezler.
veAnd notdeğildirwasonların namazlarıtheir prayeryanındakiatBeyt(ullah)the Housebaşkaexceptıslık çalmadanwhistlingve el çırpmadanand clappingO halde tadınSo tasteazabıthe punishmentdolayıbecauseolmanızdanyou used toinkar ediyor(lar)disbelieve
🇹🇷 8:35 Kâbe huzurunda onların duaları ise ıslık çalıp el çırpmaktan başka birşey değildir. O halde inkârınızdan (ve nankörlüğünüzden) dolayı bu azabı tadın bakalım.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveharcarlarthey spendmallarınıtheir wealthengel olmak içinto hinder (people)yolunafromyol(the) wayAllah(of) Allahve harcayacaklarSo they will spend itsonra (bu)thenolacakit will bekendilerinefor themderta regretnihayetthenyenileceklerthey will be overcomeve kimselerAnd those whoinkar eden(ler)disbelievecehennemetocehennemHellsürüleceklerdirthey will be gathered
🇹🇷 8:36 Mallarını, Allah yolundan engellemek için sarfeden o kâfirler, hiç şüphesiz yine onu sarfedecekler. Varsın sarfetsinler, sonra o yüreklerine inen bir acı olacak, sonra da mağlup olacaklar. Zaten kâfirler toplanıp cehenneme gönderilecekler.
ayıklasın diyeThat may distinguishAllahAllahmurdarıthe wickedtemizdenfromiyilikthe goodve koyupand placebütün murdarlarıthe wickedbirinisome of themüzerineondiğerininothersyığsın daand heap themhepsiniall togetheratsınand put themcehennemeincehennemHellişteThose onlardırtheyziyana uğrayanlar(are) the losers
🇹🇷 8:37 Allah, murdarı temizden ayırdetmek için ve bir de murdar kısmını birbiri üzerine bindirip hepsini bir araya getirmek ve topunu birden cehenneme koymak için böyle yapar. İşte bunlar o hüsran içinde kalanların ta kendileridir.
söyleSaykimselereto those whoinkar eden(lere)disbelieveeğerifvazgeçerlersethey ceasebağışlanırwill be forgivenkendilerinefor themolanlarwhatgeçmiştekiler[verily]geçmiştir(is) pastyok yineBut ifdönerlersethey returnelbettethen verilygeçerlidirprecededkanunu(the) practiceöncekilerin(of) the former (people)
🇹🇷 8:38 O kâfirlere de ki: Eğer bu işe son verirlerse daha önce yaptıkları bağışlanacak. Yok yine karşı koymaya başlar, isyana dönerlerse, önceki ümmetlere uygulanan kurallar kendilerine de uygulanacak. (Artık o ilâhî uygulamayı beklesinler.)
ve onlarla savaşınAnd fight themkadaruntilkalmayıncayanotvardırthere isfitneoppressionve oluncaya (kadar)and isdinthe religiontamamenall of itAllah'ınfor AllaheğerBut ifson verirlersethey ceasemuhakkak kithen indeedAllahAllahneof whatyaptıklarınıthey dogörmektedir(is) All-Seer
🇹🇷 8:39 Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür.
eğerAnd ifdönerlersethey turn awaybilin kithen knowmuhakkakthatAllahAllahsizin sahibinizdir(is) your ProtectorO ne güzel'Excellentsahip(is) the Protectorve ne güzeland Excellentyardımcıdır(is) the Helper
🇹🇷 8:40 Yok vazgeçmez de tekrar eskiye dönerlerse artık bilin ki, Allah sizin yardımcınızdır. O ne güzel mevla, ne güzel yardımcıdır.
10. Cüz
bilin kiAnd knowaldığınız ganimetlerinthat whatganimet alırsınızyou obtain (as) spoils of warherbirininofhiçbir şeyanythingmuhakkakthen thatAllah'a aittirfor Allahbeşte biri(is) one fifth of itve Elçisineand for the Messengerve akrabalaraand for theyakın akrabalarnear relativesve yetimlereand the orphansve yoksullaraand the needyve yolcu(lar)aand theyolcuwayfarereğerifisenizyouinanmışbelieveAllah'ain Allahveand (in) whatindirdiğimizeWe sent downkulumuzatokulumuzOur slavegününde(on the) dayayrılma(of) the criteriongünde(the) daykarşılaştığı(when) meto iki topluluğunthe two forcesAllahAnd Allahüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 8:41 Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah'a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdir.
o vakitWhensizyou (were)vadininon side of the valleyyakın kenarında idinizthe nearerve onlar daand theyvadinin(were) on the sideuzak kenarında idilerthe fartherve kervan daand the caravandaha aşağıda idi(was) lowersizdenthan youve eğerAnd ifsözleşmiş olsaydınız dahiyou (had) made an appointmentbuluşamazdınızcertainly you would have failedsözleştiğiniz vakitteinbuluşma vaktithe appointmentfakat buButyerine getirmesi içindirthat might accomplishAllah'ınAllahbir işia matteryapılması gereken(that) wastakdir ettikdestinedhelak olsun diyethat (might be) destroyedkimse(those) whohelak olan(were to be) destroyedaçık delilleonapaçık bir delila clear evidenceve yaşasın diyeand (might) livekimse (de)(those) whoyaşayan(were to) liveaçık delilleonapaçık bir delila clear evidenceçünküAnd indeedAllahAllahişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 8:42 O vakit siz vadinin yakın bir yamacında idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Öyle ki, şayet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken (zafer)in olması için Allah böyle takdir etti. Tâ ki, helak olan apaçık bir delil gördükten sonra helak olsun, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın. Kesindir ki Allah, işitendir, bilendir.
haniWhensana onları gösteriyorduyou (where) shown themAllah(by) Allahuykundainrüyanyour dreamaz(as) fewve eğerand ifsana onları gösterseydiHe had shown them to youçok(as) manyçekinirdinizsurely you would have lost courageve çekişirdinizand surely you would have disputed(savaş) iş(in)deinişthe matterfakatbutAllahAllahkurtardısaved (you)doğrusu OIndeed, Hebilir(is) All-Knowerözünüof what is ingöğüslerinthe breasts
🇹🇷 8:43 Hani o vakitler Allah sana uykunda (rüyanda) onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü O, gönüllerde yatanı da bilir.
ta kiAnd whenonları gösteriyorHe showed them to youzamanwhenkarşılaştığınızyou met sizin gözlerinizeingözlerinizyour eyesaz(as) fewve sizi de azaltıyorduand He made you (appear) as fewonların gözlerindeingözleritheir eyesyerine getirmesi içinthat might accomplishAllah'ınAllah might accomplishbir işia matteryapılması gereken(that) wastakdir edilmiş(already) destinedveAnd toAllah'aAllahdöndürülecektirreturn(bütün) işler(all) the matters
🇹🇷 8:44 Ve işte onlarla karşılaştığınız vakit onları sizin gözünüze az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Çünkü Allah o mukadder olan işi yerine getirecekti. Bütün işler Allah'a döndürülür.
EyO youkimseler;whoinanan(lar)believezamanWhenkarşılaştığınızyou meetbir topluluklaa forcesebat edinthen be firmve anınand rememberAllah'ıAllahçokmuchbelkiso that you maybaşarıya erişirsiniz(be) successful
🇹🇷 8:45 Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.
ve ita'at edinAnd obeyAllah'aAllahve Elçisineand His Messengerbirbirinizle çekişmeyinand (do) nottartışırlardisputeyoksa korkuya kapılırsınız dalest you lose courageve giderand (would) departgücünüz (devletiniz)your strengthve sabredinand be patientçünküIndeedAllahAllahberaberdir(is) withsabredenlerlethe patient ones
🇹🇷 8:46 Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
olmayınAnd (do) notolbegibilike those whoçıkancame forthyurtlarındanfromyurtlarıtheir homesçalım satarakboastfullyve gösteriş yaparakand showing offinsanlara(to) the peopleve men'edenlerand hinder (them)yolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahve AllahAnd Allahonların bütün yaptıklarınıof whatyaparlarthey dokuşatmıştı(is) All-Encompassing
🇹🇷 8:47 Çalım atarak ve halka gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve Allah yoluna engel koyanlar gibi olmayın. Allah onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
O zamanAnd whensüslemişmade fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanyaptıkları işitheir deedsve demiştiand he saidyokturNo (one)yenecek kimse(can) overcomesizi[to] youbugüntodayinsanlardanfrominsanlarthe peopleve elbette benand indeed, I amyanınızdayıma neighborsizinfor youfakat ne zamanBut whenbirbirini görüncecame in sightiki toplulukthe two forces(geriye) dönüphe turned awayüzerineoniki ökçesihis heelsve dedi kiand saidelbette benIndeed, I amuzağımfreesizdenof youelbette benIndeed, Igörüyorumseeşeyleriwhatsizin görmediğinizinotgörürsünyou seeelbette benindeed, Ikorkarım[I] fearAllah'tanAllahzira Allah'ınAnd Allahçetindir(is) severecezası(in) the penalty
🇹🇷 8:48 Şeytan, onlara amellerini güzel gösterdiği zaman, "Bu gün insanlardan size galip gelecek yoktur, ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki tarafın karşı karşıya geldiği görününce arkasını dönüp kaçtı ve şöyle dedi: "Ben sizden kesinlikle uzağım. Ben sizin göremeyeceğiniz şeyler görüyorum ve ben Allah'dan korkarım. Ayrıca Allah'ın azabı çok çetindir."
o vakitWhendiyorlardısaidMünafıklarthe hypocritesve kimselerand those who bulunaninkalblerindetheir heartshastalık(was) a diseasealdatmış(Had) deludedbunlarıthese (people)dinleritheir religionoysa kimBut whoeverdayanırsaputs (his) trustAllah'ainAllahAllahşüphesizthen indeedAllahAllahdaima galibtir(is) All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 8:49 O sırada münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar, (müslümanlar hakkında) "şu adamları dinleri aldattı" diyorlardı. Oysa her kim Allah'a tevekkül ederse bilsin ki, Allah galiptir, güçlüdür ve hikmet sahibidir.
ve keşkeAnd ifgörseydinyou (could) seecanlarını alırkenwhencanları alırtake away soulskimseleri(of) those whoo inkar eden(leri)disbelieveMeleklerthe Angelsvuruyorlarstrikingyüzlerinetheir facesve kıçlarınaand their backshaydi tadınTasteazabını(the) punishmentyangın(of) the Blazing Fire
🇹🇷 8:50 Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve "Tadın bakalım cehennem azabını!" diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydin.
işte buThatyüzündendir(is) for whatyapıp öne sürdüğü işlersent forthellerinizinyour handsyoksa şüphesizAnd indeedAllahAllahdeğildir(is) notzulmediciunjustkullarato His slaves
🇹🇷 8:51 İşte bu, sizin kendi ellerinizle meydana getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zalim biri değildir.
tıpkı gidişi gibidirLike (the) wayailesi(of) peopleFir'avn(of) Firaunve kimselerinand those whoonlardan öncekilerin(were) fromonlardan öncebefore them(onlar da) inkar etmişlerdiThey disbelievedayetleriniin (the) SignsAllah'ın(of) Allahonları yakalamıştıso seized themAllahAllahgünahlarıylafor their sinsşüphesizIndeedAllahAllahgüçlüdür(is) All-Strongçetindir(and) severecezası(in) the penalty
🇹🇷 8:52 Tıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişi gibi onlar da Allah'ın âyetlerini tanımadılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden tutuklayıverdi. Çünkü Allah çok kuvvetli ve azabı çok çetin olandır.
bu böyledirThatçünkü(is) becauseAllahAllahaslanotdeğiştirmezisdeğiştirenOne Who changesni'metia favoronları nimetlendirdiğiwhich He had bestowedbir milletonbir kavima peoplesüreceuntildeğiştirmediğithey changebulunanıwhatkendilerinde(is) in themselvesve şüphesizAnd indeedAllahAllahişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 8:53 Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, herşeyi bilendir.
(Evet) gidişi gibiLike (the) wayailesi(of) peopleFir'avn(of) Firaunve kimselerinand those whoonlardan öncekilerin(were) fromonlardan öncebefore themyalanlamışlardıThey deniedayetlerini(the) SignsRablerinin(of) their Lordbiz de onları mahvetmiştikso We destroyed themgünahlarıylefor their sinsve boğmuştukand We drownedailesini(the) peopleFir'avn(of) Firaunve hepsi deand (they) allzulmedicilerdiwerezalimlerwrongdoers
🇹🇷 8:54 Tıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rabblerinin âyetlerini yalanladılar. Biz de onları günahları yüzünden helâk ettik. Firavun ile arkasından gidenleri suda boğduk. Hepsi de zalim idiler.
şüphesizIndeeden kötüsü(the) worstcanlıların(of) the living creaturesgörenearAllah'aAllahkimselerdir(are) those whokafirlerdirdisbelieveartık onlarand theyinanmazlar(will) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 8:55 Allah katında kımıldayıp debelenen canlıların en kötüsü, inkara saplanıp da bir türlü iman etmeyenlerdir.
kimselerThose who sen andlaşma yaptığınyou made a covenantkendileriylewith themsonrathenbozarlarthey breakandlaşmalarınıtheir covenanther[in]hereverydefasındatimeve onlarand theyhiç(do) notçekinmedenfear (Allah)
🇹🇷 8:56 Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın halde her defasında antlaşmalarını bozarlar ve bundan hiç çekinmezler.
bundan dolayıSo ifonları yakalarsanyou gain dominance over themsavaştainsavaşthe wardağıtdisperseonlarıby themkimseleri de(those) whoarkalarında ki(are) behind themböyleceso that they mayibret alsınlartake heed
🇹🇷 8:57 Bundan dolayı onları harpte yakalarsan, kendilerinden sonrakilere de gözdağı olacak şekilde ağır bir cezaya çarptır, belki ibret alırlar.
ve eğerAnd ifkorkarsanyou fearbir kavminfrombir kavima peoplehiyanet etmesindenbetrayalsen de davranthrow backonlarato themaynı şekildeoneşit (şartlar)equal (terms)çünküIndeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerlovehainlerithe traitors
🇹🇷 8:58 Eğer bir kavmin, sözleşmeye aykırı bir hainlik yapmasından korkarsan, savaştan önce aynı şekilde antlaşmayı bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah hainleri sevmez.
sanmasınlarAnd (let) notsanırlarthinkkimselerthose whoinkar edenlerdisbelievekaçabileceklerinithey can outstripşüphesiz onlarIndeed, they(bizi) aciz bırakamazlar(can) notkaçışescape
🇹🇷 8:59 O kâfirler ileri geçip kurtulduklarını sanmasınlar. Onlar kesinlikle (bizi) aciz bırakamazlar.
hazırlayınAnd prepareonlara karşıfor themgücünüz yettiği kadarwhatevergücünüz yeter miyou able (to)kuvvetofzorlarsınforceve cihad için bağlanıp beslenenand ofbağlanmıştetheredatlarhorseskorkutursunuz(to) terrifybununlatherewithdüşmanını(the) enemyAllah'ın(of) Allahve sizin düşmanınızıand your enemyve başkalarınıand othersonların dışındafromonlardan başkabesides themsizin bilmediğiniznotonları tanıyor musun(do) you know themAllah'ın(but) Allahbildiğiknows themne kiAnd whateverharcarsanızyou spendherşeydenfrom(hiçbir) şey(any) thingyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahtam olarak ödenirit will be fully repaidsizeto youve sizand youhiç haksızlığa uğratılmazsınız(will) nothaksızlığa uğratılırbe wronged
🇹🇷 8:60 Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah'ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.
ve eğerAnd ifonlar yanaşırlarsathey inclinebarışato peacesen de yanaşthen you (also) inclineonato itve dayanand put (your) trustAllah'ainAllahAllahçünküIndeedOHeişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 8:61 Eğer onlar barıştan yana olurlarsa, sen de barıştan yana ol! Ve Allah'a güven. Çünkü işiten ve bilen O'dur.
eğerBut ifisterlersethey intendsana hile yapmaktoseni aldatırdeceive youşüphesizthen indeedsana yeteris sufficient for youAllahAllahOHeki(is) the One Whoseni destekledisupported youyardımıylewith His helpve mü'minleriand with the believers
🇹🇷 8:62 Eğer sana hile yapmak isterlerse, muhakkak ki sana Allah yeter. Seni yardımıyla ve müminlerle güçlendirecek olan O'dur.
ve uzlaştırdıAnd He (has) put affectionarasınıbetweenonların kalblerinintheir heartsşayetIfsen verseydinyou (had) spentbulunanwhateveriçindedir(is) inyeryüzündethe earthherşeyiallyine de uzlaştıramazdınnotsevgi verebilir miydin(could) you (have) put affectionarasınıbetweenonların kalblerinintheir heartsfakatbutAllahAllahuzlaştırdı(has) put affectiononların arasınıbetween themçünkü OIndeed, Hedaima üstündür(is) All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 8:63 Müminlerin kalplerini birbirlerine O ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı. Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir.
EyOpeygamberProphetsana yeterSufficient for youAllah(is) Allahve kimselereand whoeversana tabi olanlarafollows youmü'minlerdenofmüminlerthe believers
🇹🇷 8:64 Ey Peygamber! Sana Allah yetişir, arkandan gelen müminlerle beraber.
EyOpeygamberProphetteşvik etUrgemü'minlerithe believerssavaşatosavaş[the] fighteğerIfolursa(there) aresizdenamong youyirmi (kişi)twentysabredensteadfastyenerlerthey will overcomeiki yüz(kafir)itwo hundredve eğerAnd ifolursa(there) aresizdenamong youyüz (kişi)a hundredyenerlerthey will overcomebin (kişiyi)a thousandkimselerdenofonlar kithose whokafir(ler)disbelieveçünkü onlarbecause theybir topluluktur(are) a peopleanlamaz(who do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 8:65 Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.
şimdiNowhafiflettihas (been) lightenedAllah(by) Allahsizdenfor youve bildiand He knowssizde bulunduğunuthatsizdein youzayıflık(there) is weaknessbundan böyleSo ifolsa(there) aresizdenamong youyüz (kişi)a hundredsabredensteadfastyenerlerthey will overcomeiki yüz(kafir)itwo hundredve eğerAnd ifolsa(there) aresizdenamong youbin (kişi)a thousandyenerlerthey will overcomeiki bin(kafir)itwo thousandizniylewith (the) permissionAllah'ın(of) AllahAllahAnd Allahberaberdir(is) withsabredenlerlethe steadfast
🇹🇷 8:66 Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
yakışmazNot…dırishiçbir peygamberefor a Prophetolmakthatolmalı(there) should besahibifor himesirlerprisoners of warkadaruntilağır basıncayahe has battled strenuouslyyeryüzündeinyerthe landsiz istiyorsunuzYou desiregeçici malını(the) commoditiesdünya(of) the worldAllah isebut Allahistiyordesiresahireti(for you) the HereafterAllahAnd Allahdaima üstün(is) All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 8:67 Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.
eğer olmasaydıHad notbir yazıan ordainmentAllahtanfromAllahAllahgeçmişprecededsize mutlaka dokunurdusurely (would) have touched youdolayıfor whataldığınız fidyedenyou took bir azaba punishmentbüyükgreat
🇹🇷 8:68 Eğer Allah'dan bir yazı (hüküm) bulunmasa idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.
artık yeyinSo eataldığınız ganimettenfrom whatganimet aldığınızyou got as war booty helallawful(ve) temiz olarak(and) goodve korkunand fearAllah'tanAllahşüphesizIndeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 8:69 Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki, Allah bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir.
EyOpeygamberProphetsöyleSaykimselereto whoeverbulunan(is) inellerinizdeyour handsesirlerdenofesirlerthe captiveseğerIfbilirseknowsAllahAllaholduğunuinsizin kalblerinizdeyour heartsbir hayırany goodsize verirHe will give youdaha hayırlısınıbetter(fidye)denthan whatalınanwas takensizdenfrom youve bağışlarand He will forgivesiziyouAllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 8:70 Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır."
eğerBut ifisterlersethey intendsana hainlik yapmak(to) betray youmuhakkakcertainlyhainlik yapmışlardıthey have betrayedAllah'a daAllahdaha öncefromöncebeforebu yüzden imkan verdiSo He gave (you) poweronlara karşıover themAllahAnd Allahbilendir(is) All-Knoweryerli yerince yapandırAll-Wise
🇹🇷 8:71 Eğer sana hıyanet etmek isterlerse iyi bilsinler ki, bundan önce Allah'a hainlik ettiklerinden dolayı Allah onların ezilmelerine imkân verdi. Allah her şeyi hakkıyla bilen hüküm ve hikmet sahibidir.
şüphesizIndeedonlar kithose whoinandılarbelievedve hicret ettilerand emigratedve savaştılarand strove hardmallarıylawith their wealthve canlarıylaand their livesyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve onlar kiand those whobarındırdılargave shelterve yardım ettilerand helpedişte onlarthose bir kısmısome of themvelisidir(are) alliesbir kısmının(of) anotherve kimselerBut those whoinanan(lar)believedveand (did) nothicret etmeyenleremigrateyoktur(it is) notsizefor youonların velayetinden(of)korunmalarıtheir protectionbir şey(in)hiçbir şeyde(in) anythingkadaruntilonlar hicret edinceyethey emigratefakatAnd ifyardım isterlersethey seek your helpdindeindinthe religionsizin üzerinize borçturthen upon youyardım etmeniz(is to) help themyalnız olmazexceptkarşıagainstbir toplumaa peoplearanızdabetween youve aralarındaand between themandlaşma bulunan(is) a treatyAllahAnd Allahyaptıklarınızıof whatyaparsınızyou dogörmektedir(is) All-Seer
🇹🇷 8:72 Gerçekten de iman edip hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad veren, onları barındırıp yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İman ettiği halde henüz hicret etmemiş olanlar, hicret edinceye kadar onlar üzerinde herhangi bir velayet hakkınız yoktur. Bununla beraber dinde sizden yardım isterlerse, sizinle arasında antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım etmeniz de üzerinize borçtur. Allah bütün yaptıklarınızı görüp duruyor.
kimselerAnd those whoinkar eden(ler)disbelievebazılarısome of themvelisidirler(are) alliesdiğerlerinin(to) anothereğer bunu yapmazsanızIf notonu yaparsınızyou do itolur(there) will befitneoppressionyeryüzündeinyeryüzüthe earthve bir kargaşaand corruptionbüyükgreat
🇹🇷 8:73 Kâfirler de aslında birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar.
onlar kiAnd those whoinandılarbelievedve hicret ettilerand emigratedve savaştılarand strove hardyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve onlar kiand those whobarındırdılargave shelterve yardım ettilerand helpediştethose onlardırthey (are)mü'minlerthe believersgerçek(in) truthonlar için vardırFor thembağışlanma(is) forgivenessve rızıkand a provisionbolnoble
🇹🇷 8:74 O kimseler ki, iman ettiler, hicret ettiler ve Allah yolunda cihada katıldılar, bir kısımları da onları barındırıp yer, yurt sahibi yaptılar ve yardıma koştular, işte bunlar hakkıyla mümin olanlardır. Bunlara bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.
ve onlar kiAnd those whoinandılarbelievedsonradanfromsonradanafterwardsve hicret ettilerand emigratedve savaştılarand strove hardsizinle beraberwith youişte onlarthen thosesizdendir(are) of youve sahipleriBut thoserahim (akrabalar)(of) blood relationshipbirbirlerinesome of themdaha yakındırlar(are) nearerbirbirlerineto anothergöreinKitabına(the) BookAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedAllahAllahherof everyşeyithingbilir(is) All-Knower
🇹🇷 8:75 Daha sonradan hicret edip sizinle beraber savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba olanlar, Allah'ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir.
Mahmoud Khalil Al-Husary